Saturday, March 17, 2012

Çanakkale Zaferi



Yakın tarihimizin belki de en önemli zaferini elde ettiğimiz Çanakkale mücadelesi, ne yazık ki toplumumuzun büyük bir kısmı tarafından iyi anlaşılmayan bir süreçtir. Bunda, okullarımızda okutulan tarih kitaplarında bu savaşın ne şekilde anlatıldığının da rolü olduğunu düşünüyorum. Yaygın algıya göre, Çanakkale savaşı ve zaferi, 18 Mart 1915 günü gerçekleşen ve Çanakkale Boğazı’nın Müttefik donanması tarafından saldıraya uğraması ve bu girişimin sonuçsuz kalarak Türk tarafının galibiyeti ile sonuçlanan mücadeledir. Bu algıya göre, onbinlerce şehidin verildiği, Mehmet Akif’in ünlü şiirine konu olan o korkunç boğuşma o 18 Mart gününde olmuş bitmiş bir olaydır. Ancak, bu yanlış bir algıdır. 18 Mart günü, Çanakkale Boğazı’nı koruyan batarya ve tabyalarda görevli Türk subay ve askerlerinin unutulmaz kahramanlıkları söz konusu olmakla beraber, o gün verdiğimiz şehit sayısı sadece 150 civarındadır ki, bu sayı savaşın sonraki dönemlerinde verilen şehit sayısının yanında çok küçük kalır. Asıl kanlı mücadele, bu tarihten altı hafta sonra Gelibolu yarımadasının kuzey kıyısında yer alan Arı Burnu, Anafartalar ve Suvla Körfezi civarında geçen ve 8 Ocak 1916’ya kadar sekiz ay boyunca devam eden boğuşmadır. Zaten, bu nedenle, bütün dünya bu savaşı 'Gelibolu Kampanyası' olarak anar ve bilir.

Wednesday, March 14, 2012

1974'de Çizdiğim ve Amerika'da Yayınlanan Bir Karikatürüm


Bu karikatürü Amerika'da lisansüstü çalışmamı yaptığım sırada çizdim. Playboy dergisinin taklitlerinden biri olan Genesis dergisinin Mayıs 1974 sayısında yayınlandı. O yıllarda ABD'de kadın hakları hareketi en hızlı dönemini yaşıyordu. Sütyen yakma gösterileri çok popülerdi. Çok sayıda hanım, özgürlüklerini kısıtlamak üzere toplumun kendilerine empoze ettiğini düşündükleri sütyenlerini topluma açık yerlerde çıkarıp yakarak bu konudaki duyarlılıklarını dünyaya ilan etmekten gurur duyuyordu. Doğal olarak, tanrı bu hanımlardan hangilerinin anatomisini yaratırken cömert davranmış ise, o hanımların yaptıkları gösteri de o kadar daha etkili oluyordu....  Çizmeye çalıştığım, anatomileri açısından o kadar şanslı olmayan hanımlar için benim düşündüğüm çözüm önerisi idi.

Bu ve daha başka birkaç karikatürümü daha büyük boyutta görebileceğiniz yer:

Wednesday, October 19, 2011

TEKRAR GÖRÜŞÜNCEYE KADAR DOSTUM!!

Serhan da Özer'in ve diğer rahmetlilerimizin yanına, gökyüzündeki yanlız hem kelaynak hem de martı pasaportu taşayanların kabul edildiği o özel bahçeye, uçup gitti.

Melekler yarenleri olsun.
Amin...

Wednesday, October 12, 2011

Ne Günlerdi Onlar!

O yıl Nick de (Nicholas Cage; tam ortada) bize katılmıştı. "Exchange student" olarak bir yıl bizlerle okumuş, dönünceye kadar uzun eşek oynamayı, tranvaya asılmayı ve Köprü Altı'nda nargile içmeyi öğretmiştik.

Sunday, October 9, 2011

EFE 1 YAŞINDA

Baldızım Emine'nin torunu Efe'nin birinci yaşını kutladık.


Üç kuşak Oksal; Dede Mustafa, Torun Efe, Mustafa'nın oğlu Efe'nin babası Yalın.

Friday, September 30, 2011

ARTİZ MİSİN OĞLUM?



30 Eylül 2011'de StarTV'de yayınlanan Gelin Duymasın programında nikah memuru rolünü oynadım. De Niro ve Pacino gibilerine yetişmem için daha birkaç fırın ekmek yemem gerektiğinin farklıdayım ama, bir yerden başlamak gerekiyordu.

Monday, September 12, 2011

Torunlarımız da Lüfer Yesin

Dayım anlatırdı, 1930’lu yıllarda Arnavutköy’de palamutlar denizden fırlayıp tranvay raylarının üzerine düşerlermiş. Ben, ilk delikanlılık yıllarımdan hatırlıyorum, Beykoz’da kalkan ve ıstakoz avlanır, Sivri Ada açıklarında kılıç balığı zıpkınlanırdı. Pendik’te çıkan kefalin, Florya açıklarında tutulan kelerlerin, Marmara’nın hemen her yerinde yakalanan öksüzlerin (kırlangıç) haddi hesabı olmazdı. Bunları şimdi anlattığımda gençler masal niyetine dinliyorlar. Sizin çocuklarınız veya torunlarınız da bir gün kendi çocuklarına “Boğazda bir zamanlar palamut, lüfer ve hamsi çıkardı..” diye anlatmaya başladıklarında, o çocukların da bu anlatılanları masal diye dinlemesini ister misiniz?


Lütfen, balık avına getirilen sınırlamaları destekleyin. Torunlarımız da lüfer yiyebilsinler. Bu denizler hepimizin. Denizlerimizi ve barındırdıkları nimetleri gözümüz gibi koruyalım.

Fotoğraf: Hüseyin Başaoğlu